AFİŞ
4/6/2009 ·
Gıcırdayan kapıyı açıp evine girdiğinde yüzündeki ifade yine umutsuz ve çaresizdi. Ceketinin cebinden çıkardığı yarım ekmeği sobanın üzerine bıraktı sessizce. Kimse bir şey sormadı. Konuşacak hali de yoktu zaten.
Şehre yerleştiklerinin ilk iki yılı işleri yolunda gitmişti. Gündüz inşaatta, geceleri de bir hemşerisinin taksisinde çalışıyordu. Ömrü boyunca dediği gibi “çok şükür” diyordu yine. Üzerine ev yaptıkları arazinin tapusunu alabilmişti çalışırken. Artık kimse kollarından tutup sokağa atamayacaktı onları. Evde bir kap yemekleri de piştikten sonra başka dertleri olmazdı zaten.
Arı gibi çalışıyordu. Hızlıydı ve durmak bilmiyordu. Kışlık erzağını, odununu, kömürünü biriktirmişti. Evlerine elektrik bile bağlatmıştı. Diğer komşuları gibi kaçak kullanmıyordu. “Tüyü bitmemiş yetimin hakkı var onda” diyordu. Doğacak çocuğunu düşünüyordu sadece. “O sefillik çekmesin” diyerek var gücüyle çalışıyor, kazandığını biriktiriyordu. Akşamın bir kör saati eve geldiğinde ayakta duracak hali kalmıyordu ama mutluydu. Kendisinin ve ailesinin hayatı yoluna girmiş gibi görünüyordu.
Her yorulur gibi olduğunda çocuğunu düşünüyordu. Okutabildiği kadar okutacaktı onu. Kendisi elektriği, suyu, yolu olmayan köylerinde üçüncü sınıfa kadar gelebilmişti. Babasının ölümüyle beraber, onun yerine geçmiş, annesinin ve kardeşlerinin geçimini sağlamıştı. İki kardeşini okutup öğretmen yapmıştı tek başına. Şimdi sıra doğmamış çocuğundaydı, babası gibi sürünmeyecekti o.
Yaz sonuna doğru, nur topu gibi bir oğlu oldu. “Umut” adını verdi ona. Şu dünyada bir umudu olsun istedi. Yaşamasının, çalışmasının tek bir amacı vardı artık. Yorulmak bilmeden çalışıyor, kazandığını biriktiriyordu. Umudunu büyütmekti tek sebebi…
Fakat bir süre sonra işler yolunda gitmemeye başladı. Önce yevmiyeler düşürüldü. “Olsun” deyip devam etti işine. Az da olsa helalinden kazanmayı öğrenmişti babasından. Daha sonra birer ikişer işçiler işten çıkarılmaya başlandı. Sıra kendine geleceğini biliyordu ama isyan etmiyordu yine. İnsan çalışmak istedikten sonra nerede olsa işini bulur diye düşünüyordu.
Düşündüğü gibi olmadı ama. İnşaat bir gün durduruluverdi. Az olan kazancı hiçe inmişti. “Allah çalışana rızkını nerde olsa verir” diye düşünüp, umudunu yitirmeden iş aramaya koyuldu ama boşunaydı. Çaldığı her kapı yüzüne kapanıyordu. Bir yanda “kriz” var deniliyordu, diğer yanda “seçim”. Bir yandan iş yerleri kapanıyor, insanlar işsiz kalıyordu, diğer yandan kapılarının önüne koliler, çuvallar bırakılıyordu. Yaz boyu biriktirdiği kömür yetmemiş, kilerdeki erzaklar bitmeye yüz tutmuştu. Yine de evlerinin önüne bırakılanları almıyordu içeri. İhtiyacı vardı ama daha beteri düşkünü de vardı oturdukları mahallede.
Kış iyiden iyiye kendini hissettiriyordu artık. Kentin soğuğunu iliklerine kadar hissediyordu. Umut’u hasta olması diye, etraftan topladığı kuru dal, kağıt ne varsa sobaya atıyordu. Konu komşunun getirdiği bir kap yemekle karınlarını doyurmaya çalışıyorlardı ne zamandır. Komşularında da ellerinde avuçlarında kalmamıştı. Ne de olsa bitmişti seçimler. Şiddetli dolu yağdığı bir gün evin çatışı delinmiş, içeri su almaya başlamıştı. Git gide çürüyordu çatı. Görenler acıyarak “onar şunu tepenize çöker Allah muhafaza” diyorlardı ama onaracak malzeme de yoktu.
Bahçeden yakacak toplamaya gittiği bir sıra, muşambadan yapılma kocaman bir seçim afişi bulmuştu. Soğuğu kesmese bile suyu geçirmezdi. Delinen çatıya yama yapacaktı naylondan. Çürüyen damı onaramasa bile, daha fazla nemlenip, deliğin büyümesini önleyebilirdi. Mahallesine dağıtılan yardımları almamıştı zamanında. Şimdi ise seçimden geriye kalan pisliklerle onarıyordu evinin gün geçtikçe çürüyüp açılan çatısını. Dört tane çiviyle bir buçuk metrelik muşambayı döşedi tavana.
Üşümüş ve yorulmuştu. Buz tutan ayaklarını sobaya uzatıp sırt üstü uzandı yere. Eskiden köyündeki evin çatısına aynen böyle, boylu boyunca uzanıp yıldızları seyreder, bir de komşu köydeki nişanlısını düşünürdü. Oysa şimdi parasızlığı düşünür olmuştu… Tavana dikti gözlerini. Elektrikleri kesildiği için aylardır yanmayan lambaya takıldı gözü. Gülümsedi acı acı. Sonra muşambadan yapılma afişler onardığı deliğe baktı. Parasını ödeyemedikleri için elektrikleri gelmiyor, tavanda asılı duran lambaları yanmıyordu ama, muşambadan bozma afişin üzerinde sapsarı bir ampul resmi parlıyordu. Varlıkları ile “yok”luklarının üzerinde güneş gibi parlıyordu, muşambadaki lamba. Seçemedikleri hayatlarındaki seçimlerin tüm pisliklerini gözüne sokarcasına… “Büyük düşün” yazıyordu ampullü muşambanın üzerinde. Ama düşünecek hali kalmamıştı artık…
0 yorum yazılmıştır